Günümüz modası ile ortaya çıkan, iste ve yarat, karşında ki sana aynadır, önce kendinde ara sonra karşındakini suçla, evrene mesaj gönder olsun gibi söylemler sonrasında büyük ilgi gören kişisel gelişim kitaplarının etkisi, ilk okunduğu anda ve sonrasında belirli bir süre çok güçlü hissedilir. Maalesef birkaç gün sonra bu etki kaybolur gider yani hayatımızda kalıcı bir etki bırakmaz… Çünkü bu kitaplar bilinçaltında yatan asıl duyguları temizlemeye yönelik çalışma ve bilgileri ne yazık ki İÇERMEZ.

 

Enerjisi olan varlıklar değil, enerji varlıklarız…

Evrende her şey titreşimlerden oluşur ve her şey bir enerjidir. Biz de enerjisi olan varlıklar değil, tıpkı masa, sandalye gibi enerji varlıklarız. Tek farkımız yaydığımız titreşimlerden kaynaklanır.

Etrafımıza radyo dalgaları gibi sürekli yayın yaparız. Bu yayınların titreşimleri ne kadar güçlü ve yüksekse, etki alanımız o kadar kuvvetli ve geniş olur. Suya atılan taşlar gibi; küçük taşlar küçük, büyük taşlar büyük halkaları oluşturur.

Titreşimlerimizi yükseltmek ise, bilinçlilik halimizi geliştirmemizle olur. Bilinçlilik dışarıdan kazanılan edinimlerle oluşmaz. Kariyer, para, bilgi bunu sağlamaz. Bilinçlilik hali; öze dönüşle, farkındalığımızın artması, iç dünyamızda insanlaşmamız ve vicdanımızla gelişir, olgunlaşır.

Bilinçlilik düzeyi yüksek olan kişi, ışık gibidir. Girdiği yeri aydınlatır. Etrafındakileri rahatlatır. Onun yanında huzur vardır. Onlar artık toplum içerisinde ki herhangi bir kişi olmaktan çıkmış, birey olarak yaşamaya başlamışlardır. Kendi duygu, düşünce, inanç ve davranışlarının sorumluluğunu almış, korkularından arınmışlardır.

 

Korktuğumuz şeyler gerçekleşir, çünkü…

Yaşamımız boyunca korktuğumuz şeylerin gerçekleşmesinin nedeni, bunların beklediğimiz şeyler olmasıdır. İstediklerimiz ise aynı değildir;

*Bir milli piyango bileti alırız, büyük ikramiyenin bize çıkmasını isteriz ama beklentimiz çıkmayacağı yönündedir.

*İş başvurusunda bulunuruz, o işi isteriz ama beklentimiz bizim değil bir başkasının alınacağı yönündedir.

*Neyi düşünürsek onu yaratırız. Hastalanmaktan korkarız, soğuk bir şey içmeyiz, rüzgarda kalmaz, sıkı giyiniriz ama gene de hasta oluruz. Çünkü hasta olmak üzerine yoğunlaşmış ve onu hayatımıza çekmişizdir.

İstediğimizle beklentimiz örtüşmez. Bilinçaltı bizi korumak için frene basarken, bilincimiz gaza basar. İki zıt durum stres yaratır. Bu zihnimizde olumsuz düşüncelerin bozuk bir plak gibi devamlı tekrarlanmasına neden olur. Dikkat edin gün içinde zihin hiç susmaz, hep konuşur. Bunların çoğu kendimizle ilgili aynı ya da benzer şeyler ve olumsuz düşüncelerdir.

 

Bilinçaltımız aslında bizi korumak için hareket eder…

Bunlar aslında tamamen bilinçaltı kayıtlarının sebep olduğu düşünce ve duygulardır. Örneğin çocukluktan itibaren, paranın pis, zor kazanılan ve kötülükleri getirdiği bilgisiyle büyütüldüğümüzde, bilinçaltımız bizi kötü ve pis olandan korumak için sürekli kendimizi sabote ederek parayı yaşamımıza almamamıza neden olacak olay ve durumları yaratır. Parayı isteriz ama beklentimiz onun pis ve kötülük getireceği doğrultusunda olduğu için hayatımıza almayız J

Bilincimizin yaşamımız üzerindeki etkisi sadece %2 iken, bilinçaltımızın ise %98, hatta %99 oranındadır. Bilinçaltı kayıtları anne karnına düştüğümüz andan itibaren tutulmaya başlanır. İstediğimiz şeyle beklediğimiz şeyi oluşturamıyor, negatif düşüncelerden, korkularımızdan kurtulamıyorsak, kendimizle çalışmamız, çocukluktan itibaren oluşan inanç kalıplarını temizleyerek, bilinçlilik düzeyimizi arttırarak, bakış açımızı değiştirmemiz gerekir.

 

Tıpkı bir ahıra girmiş iki küçük çocuk gibi;

Çocuklarda bir tanesinin: Ooo burası iğrenç kokuyor, burada durulmaz derken

Diğeri, meraklı gözlerle etrafına bakarak: bu ahırda bu kadar gübre varsa, buralarda bir yerde midilli vardır. Diye düşünmesi gibi.

İki küçük çocuk, aynı durumda iki farklı bakış açısı. SİZ HANGİSİNİ SEÇERDİNİZ…

 

> Bize Sorun