Kıssadan hisse…

Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı. Başını iki elinin arasına aldı gözlerini kapadı. Çok para kazanıyordu. Yöneticiydi pek çok insanın imrenerek baktığı bir konumdaydı. Ama yaşadığı hayatı hayat olarak görmüyordu. Çünkü ailesine, çocuklarına bile vakit ayıramadığı, toplantılar iş seyahatleri, yazışmalar ve koşuşturmaca ile geçen bir hayatı vardı…

Pek çok yakın dostunun adını bile unutmuştu. Bu karamsarlık içinde kıvranırken birden çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi. Radyoyu açtı. Yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti. Müziğin ardından YAŞLI BİR ADAMIN KONUŞMASIYLA gayri ihtiyari radyoyu kapatmak istedi…

Ama birden durdu. İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu yaşlı adam. ‘’ BİN MİSKET TEORİSİ ’ni’’ anlatacaktı, acaba neydi bin misket teorisi. Merakla dinlemeye başladı.

Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin 75 yaşına kadar yaşadığını varsaydım. Biliyorum bazıları daha çok bazıları daha az yaşar. Ama biz 75 sene yaşadığını düşünelim. Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75 ’i, 52 ile çarptım ve ortala ömre sahip bir insanın tüm hayatında yaşayacağı Cumartesi sabahı sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım.

Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları ayrıntılı olarak 55 yaşında düşünmeye başlamıştım. Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar 2180 ’in üzerinde cumartesi yaşamıştım ve eğer 75 yaşına kadar yaşarsam yaşayacağım cumartesi sayısı sadece bin adet olacaktı.

Yaşlı adam bu hesapla zamanı değerlendirmeye başlamıştı.

Bir oyuncakçı dükkanına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirmek için üç tane daha oyuncakçı dükkanı ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran büyük şeffaf bir kavanozun içine hepsini doldurdum. O günden sonra her cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla düşünmeye başlamıştım. Anladım ki dünyadaki zamanımın akıp gittiğini seyretmek kadar önceliklerimi düzene koymamama hiçbir şey yardım edemez.

Yaşlı adamın anlattıkları öylesine etkiliydi ki, genç iş adamı adeta dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti… Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı; programı kapatmadan önce şimdi size son bir şey daha anlatacağım. Bu sabah kavanozun içinde ki son misketi de aldım. Eğer önümüzde ki, cumartesiye kadar yaşarsam bana biraz daha zaman verilmiş olacak.

Unutmayın kullanabileceğimiz en önemli şey biraz daha zamandır…

Hikaye böyle devam edip gidiyordu… Hayatımızda bizi meşgul eden o kadar önemli ya da önemsiz oyun var ki… Ama biz bunların arasında kaybolup gittiğimizi fark edemiyoruz bile… İşin garibi fark ettiğimiz anda bile sevdiklerimiz ve hayata dair güzelliklere gitmek ve onlarla vakit geçirmek yerine ŞU İŞİMİDE BİTİREYİM ONDAN SONRA…  diye erteliyoruz hayatı… 

HADİ şimdi arkanıza yaslanın derin bir nefes alın. Hayatınızda önemli olan dostlarınızdan birisinin telefonunu çaldırın. Ona CIVIL CIVIL sesinizle ‘’ alo …’’ deyin…  Gülümseyin… 

> Bize Sorun