Çocukluk anıları hiç unutulmaz, çünkü onlar içlerinde hep ilkleri barındırır. İlk gözlemler, ilk deneyimler, ilk öğrenilenler, ilk hastalıklar, ilk yenilgiler, ilk başarılar, ilk mutluluklar, ilk üzüntüler, ilk aşklar, ilk korkular, ilk gelecek planları, ilk hayaller... Hepsi; yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi içimize, gökkuşağının büyülü renkleri gibi gözlerimize dolar.

Sonra saatler, günler, aylar, yıllar geçtikçe, biz büyüdükçe, yaşananlar tekrarlandıkça; artık ilklerin heyecanı durulur, aynı etkiyi bırakmaz. Olaylar, üzerimizden su gibi akıp gider, altta kalanlar ise, hafızamızda iz bırakan çocukluk ilkleridir. O yüzden çocukluk anıları, gölgemiz gibi bir ömür boyu bizi takip eder.

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.” / Edip Cansever

İşte bizi takip eden bu çocukluk gölgesi sebebiyle; bedenimiz yaşlansa bile, ruhumuz kendini hep genç hisseder. İsteklerimiz hep diri kalır, bu da bizi hayata bağlar. İleri yaşlarda da sevdiklerimize, sevdiğimiz işlere dört elle sarılır, onları bırakmak istemeyiz. Geçen yılların üzerimizdeki yıpratıcılığını, ruhumuzun gençlik iksiriyle yenilemeye çalışırız.

Bizi hayata bağlayan, yaşamı sevdiren bu çocuk ve genç kalan ruhu korumamız, bunun için de; beslenmemize, uykumuza, spora özen gösterip, bedenimizi de zinde tutmamız gerekir.

Daha çok gezmeli, daha çok iyilik yapmalı, çocukları, tabiatı, hayvanları korumalı ve sevmeliyiz. Daha çok okumalı, edebiyat ve sanatla ruhumuzu beslemeliyiz. Ailemiz, dostlarımız ve arkadaşlarımıza daha çok vakit ayırmalı, onlarla daha sıkı bağlar kurmalıyız.

Yaşamımızı daha nitelikli, daha mutlu geçirmek için “sağlam kafanın, sağlam vücutta bulunduğunu” unutmamalı; ruhumuza da, bedenimize de çok iyi bakmalıyız.

 

> Bize Sorun